CÜNEYT KAHRAMAN

Doğum Yeri: Dersim – Çemişgezek – Kızılevler köyü
Doğum Tarihi: 1972
Ölümsüzlük Yeri: Elazığ’ın Palu
Ölümsüzlük Tarihi: 15 MART 1997
Kod Adı: Savaş
Konumu: Parti Genel Sekreteri

Ailesinin Partizan taraftarı olmasından dolayı karşılastıkları baskılar nedeniyle1984’de Manisa ve ardından İzmir’e göçmüşlerdi. 25 Ağustos 1990’da gerillaya katılan Cüneyt Kahraman, gösterdiği azim ve kararlılıktan dolayı kısa sürede Parti Aday Üyeliği’ne kabul edildi.

1991 Ekim’in de ise Parti Üyeliği onaylandı. 1992’de alt kongre çalışmalarında gösterdiği performanstan dolayı, Kongre Delegeliğine seçildi.Birlik öncesi, genel komutanlığın birinci yedek üyesi, bölge komutanlığının asıl üyesi olarak atandı. 1992 Haziranı’nda İsmail Bulut’un şehit düşmesiyle, genel komutanlığa asıl üye olarak atandı. 20 yaşında genel komutanlıkta görevliydi. Ayrıca 1 Nolu gerilla bölgesinde, siyasi komiser olarak görev aldı. 14 Haziran 1993’te 21 yaşında MK üyeliğine seçildi. Girdiği çatışmalarda iki kez ağır yara alan Cüneyt Kahraman, 1994 Mart’ında, başında bulunduğu gerilla birliğinin yol kesme, kimlik kontrolü eyleminde, düşmanla girdiği çatışmada ölümcül yara alması sonucu, tedavi için yurtdışına gönderildi. 1996 yılının ocak ayında tekrar mücadele alanına döndü. 24 Nisan 1996’da sonuçlanan Kongre Hazırlık Konferansıyla, Parti Genel Sekreterli’ğine seçildi.

dinle sevdiğim dinle
urmiye yastaydı bu gün
cevap vermiyorsa sesime dicle
kalleşçe dayatılmış ölümün son çığlığı
evlat acısına yükselen ana haykırışlarının
herbiri mezarlık olan vadilerinde yurdumun
aksinin henüz dinmemiş olmasındandır
unutma sevdiğim ve bu çiyan pazarlığına şiir yazmayan
dağlarına bel verip kan kusturmamışsa düşmana çalmamışsa silahını kayalıklarına
el vermemişse kavgasına yiğit demesinler kendilerine
öfkelenme oğul!
öfkelenme yarim… demeyin bana ne olur. bir arı yaklastırmaz düşmanını kovana
ya ben insanken nasıl
nasıl gamsız bakarım haraç evlenen yurduma?
kürdistan mazlumuysam
bastırmışsam bu güne dek öfkemi.
CÜNEYT KAHRAMAN

Ama sağ göğsümdeki yaram üzerine yemin ederim ki,
Yemin ederim ki,
Evlat acısıyla kavrulan ananın gözyaşı üzerine,
Yemin ederim ki,
İsyankar bakışlar ve göğe varmış başlar üzerine,
Yemin ederim ki,
En son sırtımda taşırken, sıcak nefesini hissetmediğimden,
O’nunla beraber öldüğüm ve
Ağırlaşmasına rağmen indiremediğim,
“öldü” diyemediğim,
kurşunla parçalanmış yoldaşım üzerine,
Yemin ederim ki,
Napalmın, gazın kavurduğu bebenin,
Bütün güzelliklerine düşman eli değmiş hayata küskün,
Kürt kızının dirilişi üzerine,
Nasıl yargılandıysa ihanet ve teslimiyet,
Nasıl ki boyun eğdirildiyse yılansı başa,
Aynı öyle sorgulanacaktır bu umarsızlık
CÜNEYT KAHRAMAN

KÜRDİSTAN MAZLUMUYUM!

Uzaklardaki köpek sesleri çoktan kesildi
Çeşmeler bozuldu
Patikalar kayboldu,

Ey vah, Ey vah!

Virandır şimdi,
Virandır sevdiğim
Harmanlarında çocuk seslerinin yükseldiği köylerim
Serçeler konmaz olmuş ağıl çeperlerine
Alacakarga meşe dalına yuva yapmaz artık,
Munzur mahzun akar
Boynu büküktür Fırat’ın

Dicle

Ah…..Dicle’m
Bari sen bir şey söyle
Ne olur konuş, bu küskünlüğünde ne?
Konuş ki
Her kelimen merhemdir yürek yarama bilmezimisin?
Bu yara ki Şeyh Sait’ten, Zilandan
Ağrı ve dersim’den
Kutsal yılanın ağzındaki elmas gibi taşındı kuşaklar boyu.

Ya Halepçe’ye ne demeli?
Hani bebelerimin Sârine belendiği
Genç kızlarımın,
Ağamın,
Atamın, napalmla kavrulduğu,
Yaralı yüreğimde beş bin kan gözesinin daha açıldığı,
Mazlumluğunun tank atışlarıyla parçalandığı yer.

Dinle sevdiğim dinle,
Urmiye yastaysa sesime Dicle
Kalleşçe dayatılmış ölümün son çığlığının,
Evlat acısının yükselen ana haykırışlarının
Her biri bir mezarlık olan vadilerinde yurdumun
Aksinin henüz dinmemiş olmasındandır.
Hani çabuk geçerdi kara gün
Hani Mazlumun ahı yerde kalmaz derlerdi.

Derlerdi de bizde inanırdık gün gelir diye
Ama bir türlü gelmedi, o beklenen gün
Demek hak değimlidir şimdi
Bu kaçıncı ah çekişimizdir ana
Bu kaçıncı geçmez kara gündür ağam
Niye…….

Niye,
Kefensiz gömülür yiğitlerimiz
Niye,
Dinmez bu inilti, bu haykırış
Bu küskünlük, bu yas niye sormazımsısın kendine.

Bak!
Hala kanına banmış başparmak basılıyorsa ak kâğıda.

Süleymaniye, Erbil ve Zaho
Vurulmuşsa sırtından ihanet hançeriyle
Postal izi varsa her karışında toprağımın,
Tayyareler tutmuşsa göklerini,
Talan ediliyorsa emeğim açıktan açığa,
Öfkelenme oğul,
Öfkelenme yârim demeyin bana ne olur.

Bir kuş bile vurur pençesini yuva bozana,
Bir arı yaklaştırmak istemez düşmanını kovana,
Ya ben insanken nasıl,
Nasıl gamsız bakarım haraç eylenen yurduma?
Kürdistan mazlumuyum,
Bastırmışsam bu güne dek öfkemi,
Bu,
Tarihlerden bu yana akıncı toynaklarının sırtıma hoş geldiğinden değildir.

Yüce bilmişsem ulusluğu,
Bu korkudan değildir, sözüme inan.

İlkin cahillik binmiştir bir ejderha gibi yedi başıyla boynuma.
Sonra,
Sonra mazlumluğun.

Ama âlem bilir ki,
Nasıl sarılmışsam dost eline, öpmüşsem ayağını,
Öyle pusat kuşanıp diz çöktürmesinide bilmişim…
Nasıl yenilmişsem,
Boynumda prangayla gitmişsem sürgüne,
Öyle başı dik dönmeyi ve yenmeyi de bilmişim.

Artık biline ki,
Bugün tutmuşsam dağ geçitlerini,
Yatmışsam ölümüne mevzilerine yurdumun,
Çekiyorsam sakınmaksızın mavzer tetiğini,
İhanetin ipini çekmekten de yılmam.

Dedim ya sevdiğim,
Yaralıdır
Yangın yeridir yüreğim!
Gözlerimden akan öfkeli yaşı bağışla!
Sabır taşlarının havan toplarıyla ufalandığı,
Her zerresinde bir kardeşkanı olan,
Özgürlük tarlamızdır satılmak istenen.
Bu yüreğin, bu acıya dayanması kolay olmaz elbet.

Artık gitme vaktidir.
Ve ne yazık ki,
Büyük bir aşkın ağırlığından ezilmemeye çalışırken,
Senin sevdanı da taşıyacak dermen yok dizlerimde bir zaman daha.
Ne olur hüzünlenme,
Eğme boynunu, bülbülü kahreden solmuş gül gibi.
Ve son bir diyeceğim var sana;
Unutma sevdiğim,
İstersen yaz bir kenara.
Son sözlerim olarak kalsın cihana.

Bu acıya,
Bu amansız sevdaya,
Bu çıyan pazarlığına,
Şiir yazmayan birisi,
Şairim demesin kendine.
Ey nazlı yurdum,
Sana türkü yakmayan ozan değildir daha.
Dağlarına bel verip kan kusturmamışsa düşmana,
Hasret kalmamışsa uykuya,
Düğün atmamışsa yar yoluna,
Çalmamışsa silahını kayalıklarına,
El vermemişse kurtuluş kavgasına;
Kızlarımla, Oğullarımla, Yiğit demesinler gençlerim kendine.

CÜNEYT KAHRAMAN
YAŞAMAYI KAVGA İÇİN SEÇENLER ÖLÜRKEN BİLE ASLA YENİLMEDİLER

Önceki İçerikARTVİN-YUSUFELİ ÇATIŞMASI
Sonraki İçerikMETİN ÇAKAR